Kaygı Geldiğinde Kendine Nasıl Yaklaşabilirsin?

Yazan: Klinik Psikolog Merve Peker Yayın: Güncelleme:

Kaygıyla temas etmeyi çağrıştıran açık defter, bitki ve gün ışığı

Kaygı geldiğinde çoğu kişi ilk olarak onu hemen susturmaya çalışır. “Böyle hissetmemeliyim”, “abartıyorum”, “bir an önce geçmeli” gibi cümleler iç dünyada hızla dolaşabilir. Fakat kaygıyla savaşmak bazen sistemi daha da alarm haline getirebilir.

Kaygı her zaman düşman değildir. Bazen yaklaşan bir sınırı, belirsizliği, yorgunluğu, bastırılmış bir ihtiyacı ya da kişinin kendini güvende hissetmediği bir alanı haber verir. Bu nedenle kaygıyı yalnızca ortadan kaldırılacak bir belirti olarak değil, anlaşılması gereken bir sinyal olarak ele almak önemlidir.

İlk adım: Kendini suçlamadan fark etmek

Kaygı anında bedende ne olduğuna bakmak yardımcı olabilir. Nefes hızlanıyor mu? Göğüste sıkışma var mı? Zihin en kötü ihtimallere mi gidiyor? Kontrol etme ya da kaçınma ihtiyacı artıyor mu? Bu sorular kaygıyı büyütmek için değil, onu daha net görebilmek içindir.

Fark etmek, kaygının peşinden gitmek anlamına gelmez. Tam tersine, kişi “şu an kaygı var” diyebildiğinde duygu ile arasına küçük bir mesafe koyabilir.

Kaygıyla pazarlık etmek yerine temas kurmak

Kaygı çoğu zaman kesinlik ister. Olasılıkları tekrar tekrar düşünmek, güvence aramak, mesajları kontrol etmek ya da kararları ertelemek bu kesinlik arayışının parçası olabilir. Kısa vadede rahatlatıcı görünen bu davranışlar, uzun vadede kaygının döngüsünü güçlendirebilir.

Bu noktada amaç kaygıyı yok saymak değil, ona daha düzenleyici bir yerden yaklaşmaktır. “Şu an kesinlik arıyorum”, “bedenim güvende hissetmek istiyor”, “bu düşünce bir ihtimali anlatıyor, gerçeğin tamamını değil” gibi cümleler küçük ama etkili duraklar yaratabilir.

Terapi kaygının dilini anlamaya yardımcı olur

Kaygı bazen görünürdeki konudan daha derin bir ihtiyacı taşır. Kontrol ihtiyacının altında güvende hissetme arzusu, yoğun düşünmenin altında hata yapmama çabası, kaçınmanın altında yetersizlik korkusu bulunabilir.

Terapi süreci, kişinin kaygıyla kurduğu ilişkiyi anlamasına ve kendisini daha az suçlayan, daha esnek baş etme yolları geliştirmesine destek olur. Kaygı geldiğinde kişi yalnızca dayanmak zorunda kalmaz; kendisine nasıl eşlik edebileceğini öğrenebilir.